Hüseyin Peyda’yı Nasıl Bilirdiniz?
Ayşe Adlı - İnceleme 25 Temmuz 2016

Hüseyin Peyda, 40 yılı aşkın sinema kariyerinde 19 film yönetir. 200’ün üzerinde filmde rol alır. Kariyeri boyunca kazandığı tek ödülse 1977 tarihlidir. Peyda sinemaya sadece yıllarını ve parasını değil bir gözünü de vermiştir...

Türk sineması, özellikle Yeşilçam döneminde çok başarılı prototipler üretmiştir. Belgin Doruk küçük hanımefendi, Cüneyt Arkın kavgacı kahraman, Neriman Köksal sarışın kötü kadın, Ediz Hun şair ruhlu naif âşık tipleriyle kazınmıştır zihinlere. İşte o karakterler dünyasının kötü adamlığı da Hüseyin Peyda’nın payına düşer. Sinemayla yolu tesadüfler sonucu kesişen Peyda’nın niyeti sektörde yapımcı ve yönetmen olarak var olmaktır. Ancak öyle bir yüze sahiptir ki, beyaz perdenin arkasına saklanması mümkün olmayacaktır…

 

Hüseyin Peyda, Urfa’nın köklü ailelerinden birine mensuptur. İpek ticareti yapan babasını küçük yaşta kaybetse de eğitim hayatına ara vermez. Urfa’da başlayan okul hayatı, Diyarbakır ve İstanbul’da devam eder. Önce Hindoloji, ardından felsefe eğitimi almaya başlar ancak ikisini de tamamlayamaz. Hayatı boyunca, sinema dışındaki tüm teşebbüsleri, tıpkı üniversite öğrenimi gibi yarıda ve sonuçsuz kalacaktır. Yıllar önce Ali Can Sekmeç’e verdiği bir röportajda şöyle anlatır: “Yaptığım işler bir koleksiyon gibidir. Koleksiyonu severim ama iş hayatındaki koleksiyonum tamamen zincirleme tesadüflerin eseridir.”[1]

 

Üniversite yıllarına dair en sık rastlanan bilgi, bu yıllarda Türkyolu isimli bir dergi çıkardığıdır. 1949 yılında Cemile hanımla evlenip çoluk çocuğa karışınca felsefe öğrenimini yarıda bırakarak ticarete atılır. İş hayatı önceden başlamıştır aslında. “1946 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdim. Bir taraftan da ekmek parası temin edebilmek için dükkân arıyordum. Nihayet Sirkeci’de tam istediğim gibi bir yer buldum. İstanbul’a gelişimin ikinci ayında İstanbullular lahmacundan, içli köfteden haberdar oldular.”[2]

 

Restoran işletmeciliği, ticaret, yayıncılık… Hiç birinde istikrar sağlayamaz. “Bu tecrübeler bana biraz fazlaya mal oluyordu. Her işi büyük bir maddi zararla bırakmak zorunda kalıyordum. Niyazi Ahmet Banoğlu ile bir mizah dergisi çıkarmaya başladım, adı Türk Yolu’ydu. Fakat olmadı.”[3]

 

Henüz Hüseyin Peyda yoktur. Urfa’dan eğitimini tamamlamak için gelen mavi gözlü, çatık kaşlı, sert hatlı delikanlının kimlikteki ismi Hüseyin Örmen’dir. Sinema dünyasıyla tanışıklığı oyuncu Sezin Sezer aracılığıyla olur. Çekimlerde Sezer’e eşlik ederken radikal bir karar verir. Şansını bir kez de sinema sektöründe deneyecektir: “Sinemada kendime istikbal görüyordum. Fakat büyük bir sorun vardı. Akrabalarım ‘eğer bizim soyadımızı kullanırsan seni öldürürüz’ diye tehdit ettiler. O zamanlar sinema toplumun gözünde kötü bir işti. Hele bir de doğu insanıysanız tamamen uzak durmalıydınız.” Ailesinin dinlemez ve yoluna yeni bir isimle devam etmeye karar verir. “Gitti Hüseyin Örmen, geldi Hüseyin Peyda.”

 

Sektör, İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar Batı filmleriyle ayakta durmaktadır. Ancak savaşın başlamasıyla bir kriz patlak verir. Türk seyircisi o yıllarda Mısır filmleriyle tanışır. Hüseyin Peyda o piyasa içinde ayakta durabileceğine inanmaktadır. “Seyirci Mısır filmlerine çok düşkündü. İstanbul sinemalarında, Anadolu sinemalarında sürekli şarkılı – türkülü ağır Mısır melodramları dönüyordu. Onların yaptığından daha iyisini yapabiliriz diye düşünüyordum. Bu düşünceyle elimdeki kısıtlı sermayeyle Önder Film Şirketi’ni kurarak kendimi tamamıyla sinemaya verdim.”[4]

 

Önder Film, bir aile şirketidir. Peyda hiç vakit kaybetmeden ilk senaryosunu kaleme alır. Bir doğu hikâyesi çekecektir. 1950’de yönetmenliğini, senaristliğini, yapımcılığını ve başrol oyunculuğunu üstlendiği Söyleyin Anama Ağlamasın filmi için kolları sıvar. “Gittik Urfa’da çektik. Büyük zorluklarda çektik tabii. O günlerin Urfa’sı küçük bir yerdi. Ailem tanınmış bir aile olmasaydı bu filmi çok zor çekerdik. Profesyonel bir ekibimiz yoktu. Oradan bulduğumuz yerli insanlar prodüksyona baktılar, asistanlık yaptılar.”[5]

 

Taşra hikâyelerine yabancı olan sinema izleyicisi filme büyük ilgi gösterir. Peyda hem cesaret kazanmış hem de eksiklerini görmüştür. Yeni filmini bu birikimle çekecektir. “Gayem ilk filmde beklediğim ama ulaşamadığım büyük hasılatı kazanabilmekti. … Mezarımı Taştan Oyun adını koyduğum senaryoyu yazdıktan sonra kollarımı sıvadım. Hüseyin Kazasgil adıyla senaryoyu, Hüseyin Örmen adıyla rejisörlüğü, Hüseyin Peyda adıyla da filmin baş artistliğini yaparak işe başladım.”[6]

 

Yakışıklıdır, karakteristik yüzüyle sinemaya yeni bir kan getirmiştir. Yine bir Doğu hikâyesi yazar. Mezarımı Taştan Oyun’da, bir toprak ağasının, Abdo Ağa’nın hayatı anlatılmaktadır. Mezarımı Taştan Oyun, önceki filme göre büyük bir hasılat getirir. Hüseyin Peyda, filmdeki Abdo Bey tiplemesiyle Türk sinema tarihine geçer. Mezarımı Taştan Oyun, Anadolu’da 10 yıl boyunca gösterilir. Peyda, çıkış filmini çektiğinde henüz 28 yaşındadır.

 

Atıf Yılmaz, hatıralarında Hüseyin Peyda ile birlikte çalıştığı Mezarımı Taştan Oyun hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Film ekibi Diyarbakır’da bir ev kiralamıştır. Yılmaz’ın hatıralarından anlaşıldığı kadarıyla bu ev ayvanlı, havuzlu, 3 katlı taş bir konaktır. Hüseyin Peyda Urfa’dan oyuncular getirir, Diyarbakır’dan da bir prodüksiyon müdürü bulunur. Urfa’dan gelen oyuncu Mustafa Dişli’dir. Dişli, Peyda’nın yakın arkadaşıdır ve aynı zamanda ünlü bir terzidir. Bölgede çekilen filmlerin bütün kostümlerini o diker. Abdo Ağa’nın giydiği gösterişli kostüm de buna dâhildir. Diyarbakırlı prodüksiyon müdürüyse ilginç biridir, cinayetten 18 yıl yatmış, hapisten yeni çıkmıştır.

 

Hüseyin Peyda, iddialı bir giriş yaptığı sinema sektöründe de başarıyı yakalayamaz. Önder Film iflas eder. Yine ani bir kararla kadın kuaförlüğüne geçiş yapar. Seçtiği meslekler arasında en kısa süreli olanı bu olacaktır…

 

Sinemadan kopmamıştır elbette. Bilakis 1960’lı yıllarda artık adı sinemayla bütünleşmiş biridir. Türk sinemasının kötü adam rolleri ona zimmetlenmiştir adeta. Pek çok filmde Cüneyt Arkın’la birlikte oynar. Filmlerinde elde ettiği geliri yine sektöre yatırmaktadır.

 

“Ben oyuncu olarak öyle çok film çevirmezdim. Sanırım arkadaşlar eski patron olmamdan dolayı film teklifi yaparken çekiniyorlardı. Belli bir ücretim de yoktu. Paramı alırken gözümü kapatır, elimi uzatırım. Bunca yıldır içinde olduğum sinema bana ancak şu anda içinde ailemle birlikte oturduğum apartman dairesini kazandırdı. Dışarıdan biraz akarımız olmasa çok zor geçiniriz.”[7]

40 yılı aşkın sinema kariyerinde 19 film yönetir. 200’ün üzerinde filmde rol alır. Kariyeri boyunca kazandığı tek ödülse 1977 tarihlidir. 14. Antalya Film Şenliği’nde, Kara Çarşaflı Gelin’deki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görülür.

 

Peyda sinemaya sadece yıllarını ve parasını değil bir gözünü de vermiştir. Pek bilinmeyen bu hadiseyi Ali Can Sekmeç’e şöyle anlatır: “1973 senesinde Hülya Koçyiğit ile Yedikule Zindanları’nda Rabia filminin bir sahnesini çekiyorduk. Kullanılan ark lambaları ultraviyole ışınları yayıyordu. Ancak önünde cam olduğu ve ışınların zararını önlediği için kullanabiliyorduk. Cam kırılmış, ultraviyole ışını direk olarak gözümüze gelmişti. Hülya Koçyiğit ve ben birimiz sol gözümüzü, birimiz sağ gözümüzü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldık. üç gün bir şey göremedim. İş kazası deyip geçtik, sigorta yok, herhangi bir güvencemiz de yoktu o zamanlar.”[8] Hülya Hanım iyileşir ancak Peyda bu kazadan sonra tek gözünü kaybeder…

 

Hüseyin Peyda, 30 Temmuz 1990'da 70 yaşındayken akciğer kanseri tedavisi gördüğü Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde hayatını kaybeder ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilir.

 

KAYNAKÇA

 

Sekmeç, Ali Can. “Mavi Gözlü Sert Adam”, Film Arası, Mart 2016, sayı 56.

 

Yücel, Müslüm. Türk Sinemasında Kürtler. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2008.

 

 

 

 

 

[1] Ali Can Sekmeç, “Mavi Gözlü Sert Adam: Hüseyin Peyda”, Film Arası, Mart 2016, sayı 56, s. 45.

[2] Sekmeç, a.g.m., s. 45.

[3] Sekmeç, a.g.m., s. 45.

[4] Sekmeç, a.g.m., s. 45.

[5] Sekmeç, a.g.m., s. 45.

[6] Sekmeç, a.g.m., s. 46.

[7] Sekmeç, a.g.m., s. 47.

[8] Sekmeç, a.g.m., s. 47.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.