2016 ve Ana Akım Türk Sinemasındaki Daralma
Barış Saydam - İnceleme 04 Aralık 2016

Televizyon dizileriyle birlikte sinemanın da ana hedef kitlesi değişti. Çok fazla seyirci çeken filmlerin hedef kitlelerinin yaş aralığı ve filmlerden beklentileri düşünüldüğünde, yönetmenlerin artık yeni bir seyirci kuşağıyla karşı karşıya olduklarını anlamaları gerekiyor.

Geçtiğimiz seneki “2015’te Türk Sinemasının Genel Görünümü” başlıklı değerlendirme yazısında ekonomik rakamlardan bahsetmiş; rakamlardaki büyümenin arka plânında aslında çok ciddi sektörel sorunların bulunduğunu ve sinemanın tekelleşme eğilimi gösterdiğinden bahsetmiştik.[1] Bu senenin rakamları da geçen senekilerin bir devamı niteliğinde gelişiyor. Bununla birlikte aynı yapısal sorunlar da devam ediyor.

 

2016 yılında en çok bilet kesilen on Türk filminin ikisi TAFF Pictures, dördü ise BKM’ye ait.[2] On filmin dağıtımına baktığımızdaysa, beşinin Mars Dağıtım, dördünün UIP, bir tanesinin ise Warner Bros. tarafından dağıtıldığını görüyoruz. Mars grubunun bu noktada gösterim/salon konusunda önemli bir tekel olduğu için dağıtım noktasında da sektörde hızla hâkimiyeti eline aldığını fark ediyoruz. Sinema salonlarının neredeyse şu an dörtte üçü Mars grubuna ait. Türk sinemasında son beş yıldır yerli üretime yönelik ciddi bir pazar var ve bu pazarın ürünlerle ihtiyacının karşılanması gerekiyor. BKM ve TAFF Pictures firmaları yıl içinde çektikleri filmlerle bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyor. Ancak son yıllarda Avşar Film dışında bu iki firmaya yaklaşacak, onlarla rekabet edebilecek bir firmanın olmayışı iki firmanın ürünlerinin de standardın altına düşmesinde önemli bir faktör. Avşar Film, daha çok varlığını televizyon dizilerine endekslediğinden yakın vadede sinemada bir hamle yapacak gibi gözükmüyor. TAFF ve BKM için şu anki manzarada ortada bir rekabet alanı yok. Mevcut düzende film çekildikten sonra ne olduğuna bakılmaksızın gösterim ağı önceden belirleniyor. Dolayısıyla ticari açıdan yapım şirketleri, dağıtım şirketleri ve gösteren salonlar hedefledikleri kârla kendi varlıklarını devam ettiriyorlar. Bu çark işlerken, şöyle bir manzara ile karşılaşıyoruz: Yılın en çok bilet kesilen dönemlerinde BKM takvimde bu dönemleri önceden kapatıyor. İsminin ne olduğu önemli olmayan bir film, yıllık gösterim listelerinde “BKM filmi” olarak geçiyor ve anlıyoruz ki, film çekilmese dahi takvimde yeri ve olası salon sayısı garanti. Böylece kısa sürede üretilerek takvime yetiştirilen yapımların salonları kapatması sağlanıyor. Gideceğiniz pek çok mekânda aynı filmle karşılaşıyorsunuz. Hatta bazı sinemalarda aynı filme birden fazla salon ayrıldığını görüyoruz. Lokasyon ve perde sayısı anlamında bahsi geçen şirketlerin filmleri vizyona girdiğinde tam anlamıyla bir “blockbuster” etkisi yaratıyor.

 

Geçen seneki değerlendirmemizde bu durumun bağımsız filmlerin gösterim imkânını engellediğini, onları daha da sıkıştırdığını ve Başka Sinema’ya mahkûm ettiğini söylemiştik. Bu bahse bağımsız sinemayı ele aldığımız yazının gelecek bölümünde yeniden değineceğiz. Ana akım film seyircisi için ise bu durumun nitelikte bir gerilemeye neden olduğunu görüyoruz. Esas gelir kaynağı güldürü programları olan BKM’nin sinemayı ana faaliyet alanı olarak görmemesi ve asli işinin yanında yılın çeşitli zamanlarında elindeki oyuncu kadrolarıyla görece düşük maliyetlerle film çevirmesi ortaya ciddi bir nitelik sorunu da çıkartıyor. Dedemin Fişi örneğinde olduğu gibi çoğu zaman aynı ekibin televizyondaki bir skecine konu olabilecek basit bir içerik uzatılarak bir sinema filmi haline getiriliyor. Ancak sinemanın konvansiyonlarıyla dizi ve sitcom’larınki çok farklı. Bu içerikler daha büyük vadede sinemanın da televizyonlaşmasına, sinemanın temel unsurları olan yönetmenlik, ışık, ses, kurgu ve oyunculuk gibi unsurların televizyon odaklı bir biçimde dönüşmesine sebep oluyor. Bu, ülke sineması için üzerinde durulması gereken önemli bir sorun. Televizyonlar kendi hedef kitlelerini yarattıktan sonra sinema da bu hazır hedef kitleden faydalanmaya çalışıyor, ama her hedef kitlede olduğu gibi televizyon kitlesinin de belirli ihtiyaç ve talepleri var. Bu talepleri sinema karşılamaya çalıştıkça, kendi dilini de dönüştürüyor.

 

Nitelikli Ana Akım Filmlerin Eksikliği

Manzarayı daha da sığlaştıran detaylardan biri ise, Hollywood’un sıkışma/daralma döneminde yaşadığına benzer şekilde bazı firmaların bazı türlerle özdeşleşmesi ve tür odaklı bir üretimde bulunması. Yılın en çok iş yapan yedi komedi filminin dördü BKM yapımı, üç önemli melodramın ise ikisi TAFF Pictures, biri de BKM etiketine sahip.[3] Muhteşem Film ise korku filmleri üzerinden pazarda kendisine yer bulmuş gözüküyor. Üretim, dağıtım ve gösterim alanındaki daralma aynı zamanda piyasadaki aktörlerin de belirli rolleri üstlenmelerini zorunlu kılıyor ve piyasada var olmanın birtakım dayatmaları olarak karşımıza çıkıyor. Ana akım sinemada Hollywood’un 70’lerdeki kuşağına benzer yeniden farklı türleri harekete geçirecek, hem televizyon seyircisini sinemaya çekecek hem de sinemada yeni bir seyirci grubunu arkasına alacak yönetmenlerin varlığı bu piyasa şartları içerisinde zor gözüküyor. Ama öte yandan da klasik sinemayı nitelikli bir şekilde yapacak yönetmenlere ana akım sinemamızın da ihtiyacı var. Aksi halde, Dedemin Fişi örneğinde olduğu gibi ortada bir yönetmene bile gerek duyulmayan, her oyuncunun onar dakikalık kendi bölümünü oynadığı uzatılmış televizyon skeçleri pazarı işgal etmeyi sürdürecek. Olan ihtiyaca yönelik bu sene İftarlık Gazoz ve Ekşi Elmalar dışında iyi bir alternatif üretilemediğini görüyoruz. Çağan Irmak, Yılmaz Erdoğan, Yüksel Aksu gibi yönetmenlerin fazla olmaması nedeniyle ana akım Türk sinemasına yönelik pazarın bu isimlere bağımlı kalması, bahsi geçen yönetmenlerin işlerini daha kısa süreler içerisinde bitirmesine, istedikleri derinleşmeye ulaşamamalarına neden olmuş gözüküyor. Öte taraftan Yavuz Turgul gibi şu an en çok ihtiyacını hissettiğimiz nitelikli ana akım filmler çekebilen yönetmenlerin ise üretim süreçleri uzun aralıklara yayılıyor.

 İkimizin Yerine

Değişen Seyirci

Filmlerin gişeleri, niteliğinden çok başrol oyuncularının isimleriyle ve fiziksel görüntüleriyle paralel işler durumda. Nejat İşler ve Serenay Sarıkaya’nın başrollerini paylaştığı İkimizin Yerine, demode hikâyesi ve dizi estetiğine karşılık bir buçuk milyona yakın kişi tarafından izlenebiliyor. Güzel ve alımlı kadınlar, yakışıklı ve karizmatik erkekler televizyon dizilerindeki piyasalarını sinemada da sürdürüyorlar. Bu tablo, televizyon dizilerinin büyük bir çoğunluğunda gördüğümüz şekilde, güzel kadınların ve yakışıklı erkeklerin yer aldığı, sevimli çocukların ortalıkta gezindiği, köşklerde ve villalarda geçen gerçeklikten uzak yaşam standartlarının sinemaya da taşınmasını beraberinde getiriyor. Dizilerimiz gibi ana akım filmlerimizin de gündelik hayatla bağı günden güne zayıflıyor ve kopma noktasına geliyor. Herkesin güzellik yarışmasından çıktığı, kimsenin çalışma ve para kazanma, hayatını idame ettirme derdinin olmadığı, karakterlerin entrika hazırlama ve âşk acısı çekme dışında uğraşlarının olmadığı bir yanılsama sunuluyor.

 

Televizyon dizileriyle birlikte sinemanın da ana hedef kitlesi değişti. Çok fazla seyirci çeken filmlerin hedef kitlelerinin yaş aralığı ve filmlerden beklentileri düşünüldüğünde, yönetmenlerin artık yeni bir seyirci kuşağıyla karşı karşıya olduklarını anlamaları gerekiyor. Görünen o ki daha uzun bir süre yapımcılar, ortadaki tabloyu “dizi izleyen gençler çektiğimiz filmlerde de aynı oyunculara aynı hikâyelere yer verirsek yine izlerler” kolaycılığı içerisinde proje üretmeye devam edecek. Ama nitelikli yönetmenlerin bu kolaycılığı düşmeden, ana seyirci grubunun beğenilerini de dikkate alarak kendi seyirci grubunu eğitmesi ve dizi basitliği yerine klasik sinemanın belirli standartlarını yerine getirebilecek eserler üretmesi gerekiyor. Bu noktada, seyirciye sırt çevirmek ve onu yok saymak da, seyirci bunu istiyor diyerek rafine edilmiş ürünler üretme basitliğine düşmek de tek başına yeterli değil. Sinemamızın günü kurtarma telaşından sıyrılarak, uzun vadeli düşünerek yeni bir anlatım dili geliştirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Eşkıya (1996), Her Şey Çok Güzel Olacak (1998), Vizontele (2001), Babam ve Oğlum (2005), Hokkabaz (2006) ve Kelebeğin Rüyası (2013) gibi filmlerden Recep İvedik serisi, Düğün Dernek filmleri ve bu yılın gişe rekortmeni Kardeşim Benim’e geldik. Yeni üretilen filmlere teslim olmak yerine, daha nitelikli seyirliklere olan ihtiyacı ifade etmek elzem.

 

2016 Gişe Rakamları*

1 - Kardeşim Benim (Yap. TAFF Pictures / Dağ. Mars Dağıtım) – 2.070.008

2 – Dedemin Fişi (Yap. BKM / Dağ. UIP) – 2.015.665

3 – Osman Pazarlama (Yap. Çamaşırhane Film / Dağ. Warner Bros.) – 1.983.777

4 – Dağ 2 (Yap. Çağlar Arts / Dağ. Mars Dağıtım) – 1.730.631

5 – Kolpaçino 3. Devre (Yap. Film İstanbul / Dağ. UIP) – 1.412.639

6 – İkimizin Yerine (Yap. TAFF Pictures / Dağ. UIP) – 1.360.797

7 – Kocan Kadar Konuş: Diriliş (Yap. BKM / Dağ. UIP) – 1.332.907

8 – Ekşi Elmalar (Yap. BKM / Dağ. Mars Dağıtım) – 1.105.702

9 – İftarlık Gazoz (Yap. NuLook Prod. & Teke Film / Dağ. Mars Dağıtım) - 1.030.581  

10 – Küçük Esnaf (Yap. BKM / Dağ. Mars Dağıtım) – 832.050

 

* Tabloda 2016 yılı içerisinde vizyona giren filmler baz alınmıştır. 2015’te vizyona girip 2016’da da vizyonu devam eden filmler değerlendirmeye alınmamıştır. Kaynak: boxofficeturkiye.com (Erişim: 01 Aralık 2016)

 

Not: Yazının devamında bağımsız sinemayı konu alacağız.

 

 

 

[1] Barış Saydam, “2015’te Türk Sinemasının Genel Görünümü”, Türk Sineması Araştırmaları, http://www.tsa.org.tr/yazi/yazidetay/197/2015%E2%80%99te-turk-sinemasinin-genel-gorunumu (Erişim: 01 Aralık 2016)

[2] “2016 Türk Filmleri”, Box Office Türkiye, http://boxofficeturkiye.com/turk-filmleri/?yil=2016 (Erişim: 01 Aralık 2016)

[3] Komediler: Dedemin Fişi (BKM), Osman Pazarlama (Çamaşırhane Film), Kolpaçino 3 (DD Yapım), Kocan Kadar Konuş: Diriliş (BKM), Küçük Esnaf (BKM), Bir Baba Hindu (BKM), Oflu Hocanın Şifresi 2 (TAFF). Melodramlar: Kardeşim Benim (TAFF), İkimizin Yerine (TAFF), Annemin Yarası (BKM).