Bir Zamanlar Direklerarası
Barış Saydam - İnceleme 07 Kasım 2016

Direklerarası, Osmanlı’da geleneksel sanat dallarından tiyatroya geçişteki merkezi konumunu sinemanın yerleşmesi ve popülerliğini arttırmasıyla birlikte kaybeder. Fevziye Kıraathanesi’nin yerine Emperyal Sineması açılır. Ferah ve Millet Tiyatrosu sinemaya dönüştürülür...

İtalyan yazar Edmondo de Amicis İstanbul ile ilgili gözlemlerini aktardığı Costantinopoli isimli eserinde, Galata Köprüsü’nün basit bir köprüden ibaret olmadığını yazar. Amicis’e göre Galata Köprüsü, iki ayağı İstanbul’un Avrupa yakasında bulunsa da, iki farklı dünyayı bir araya getirir. Eminönü, Sultanahmet, Direklerarası ve Fatih’i de içerisine alan Eski İstanbul ile Karaköy, Pera, Harbiye ve Pangaltı’ya uzanan Yeni İstanbul Galata Köprüsü sayesinde birbirine eklemlenir. Köprünün öte yanında, Yeni İstanbul’da, hayat çok hızlı akmaktadır. Batı’nın tüm yenilikleri, sınır tanımazlığı, uçsuz bucaksızlığı hızla Pera’ya taşınır. Eski İstanbul’da ise hayat hâlâ eski yeknesaklığında devam etmeye çalışır. Yeni dünyanın yeni icadı sinemanın ilk gösterimi 12 Aralık 1896’da Galatasaray’daki Sponeck’te yapılırken, o tarihlerde Şehzadebaşı’nda, o zamanki ismiyle söylersek Direklerarası’nda, geleneksel Osmanlı gösteri sanatları egemenliğini korumaktadır. Özellikle Ramazan aylarında, oruçlar açıldıktan ve teravih namazları kılındıktan sonra halkın yoğun katılımıyla Direklerarası’nda Ramazan eğlenceleri kendini gösterir. Ahmet Rasim, Direklerarası’na çıkmadan önce yapılması gereken ritüelleri madde madde şu şekilde sıralar: “1. Sıfır numaralı kalıp fes: Siyah. Püskülü iri dublen olacak ve festen yarım santimetre kadar kısa duracak. 2. Saçlar: Brezilya kahvesinin koyu kavrulup sulu pişmiş rengine boyanacak ve yan filizleri kulağın müntehâ-yı guzrufisine kadar uzanacak. Arka biraz top, biraz da anderya salata tarzında kıvırcık duracak. 3. Alın: Fesin sol kaş üstüne temâyülü hasebiyle nihâyet-ün-nihâye zaviye-i re’siyyesi on bir derecelik bir müselles-i küreviyye şeklinde görünecek. 4. Kaşlar: Yukarı yukarı fırçalanmış duracak. 5. Gözler: Gayet sulu mükâhhal, fakat biraz süzük. 6. Yanaklar: İki tersine perdâht üstüne hafif surette pembe pudra ile yumuşatılacak. (…)” (Ahmet Rasim, Şehir Mektupları)

 

Ahmet Rasim’in titizce yazdığı hazırlıkları tamamlayanlar Direklerarası’ndaki eğlencelere hazır demektir. Pera’da bir ritüele dönüşen sinema ve tiyatroya karşılık köprünün bu yakası ise seyircilere kıraathaneleri, çayhaneleri, cambazhaneleri ve çadır tiyatrolarıyla eski temaşa geleneklerini ve musiki sohbetlerini vaat eder. Damat İbrahim Paşa Sebili’nin karşısında, Osman Baba Türbesi’nin arkasında, Şehzadebaşı Caddesi ile Fevziye Caddesi’nin bitiştiği köşede yer alan Fevziye Kıraathanesi özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde semtin en önemli mekânlarından biridir. Gazete arşivinin genişliği nedeniyle semtin önde gelen aydınlarına ev sahipliği yapan Fevziye, aynı zamanda yer verdiği musiki etkinlikleriyle de dönemin gözde buluşma merkezlerinden biri haline gelir. Tanburi Cemil Bey, Ali Rıfat Bey, Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sermet Muhtar Alus gibi dönemin önemli kişiliklerini ağırlayan mekân, aynı zamanda Müslüman halka yönelik ilk sinema gösteriminin de yapıldığı yer olur. (Sabah, 28 Kânunusani 1312)

 

Çadır tiyatroları, tuluat oyuncularının ve meddahların gösterileri, Karagöz ve kukla oyunları, Ortaoyunu gibi geleneksel sanatların canlı tutulduğu Ramazan eğlenceleri, özellikle 1908’deki meşrutiyetin ilânıyla birlikte yerini önce tiyatroya daha sonra da sinemaya bırakır. 1911’de Direklerarası Caddesi’nin üzerinde, Kevâkibizade Necmettin Molla Bey’in konağının ön bahçesinde Ferah Tiyatrosu açılır. Tiyatronun iç dekorlarını ve sahnesini Münif Fehim hazırlar. Onun az ilerisinde ise 1912’de Millet Tiyatrosu kurulur. Caddenin karşı tarafında Şark Tiyatrosu hizmete girer. Tiyatro alanındaki yeni mekânlar kısa süre sonra Direklerarası’nı tiyatronun merkezlerinden biri yapar. Darülbedayi oyuncuları da provalarını yapmak için meşhur Letafet Apartmanı’nı kiralar.

 

Direklerarası, Osmanlı’da geleneksel sanat dallarından tiyatroya geçişteki merkezi konumunu sinemanın yerleşmesi ve popülerliğini arttırmasıyla birlikte kaybeder. Fevziye Kıraathanesi’nin yerine Emperyal Sineması açılır. Ferah ve Millet Tiyatrosu sinemaya dönüştürülür. Millet’in yerinde daha sonra Turan Sineması faaliyet gösterir. Bu sinemaların karşılarında ise Hilal Sineması ve Milli Sinema açılacaktır. (Pervititch Haritaları, 1935) Ancak bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun nezaretlerinin olduğu, devlet adamlarının ikâmet ettiği, paşa konaklarının bulunduğu semt değişmiştir. Osmanlı’nın çöküşü, değişen toplumsal ve ekonomik koşullar, yerleşik nüfusun yangınlar ve yapılan istimlak projeleriyle farklı semtlere taşınmaya zorlanması gibi nedenler halkın semti terk etmesini beraberinde getirir. Eski İstanbul artık göç edenlerin kente tutunmaya çalıştığı, iş merkezlerinin, hanların, otellerin ve geçici mekânların öne çıktığı bir yere dönüşür.

 

Bir zamanlar muhafazakâr aydın kesimin kültür başkenti sayılabilecek Direklerarası’nda dönüşümün en hüzünlü anı ise Naşit Özcan’ın cenaze töreninde gerçekleşir. Naşit Özcan’ın tabutu arkadaşları tarafından sırtlarda taşınıp hayatının büyük bir kısmını geçirdiği tiyatro sahnesinin önüne getirildiğinde, sinema salonuna dönüşen o mekânların önünde artık filmlerden yükselen seslerden başka bir şey yoktur. Direklerarası’nın simgelerinden Kavuklu Hamdi, Kel Hasan, Ahmet Nuri Sekizinci, Musahipzâde Celal, Muhsin Ertuğrul, Raşit Rıza ve Naşit gibi geleneksel sanatları icra eden tiyatrocular da salonlar da artık kendi yalnızlığına terkedilmiştir. Amicis’in kitabında ya da Peyami Safa’nın Fatih Harbiye isimli romanında bahsettiği, farklı uygarlık ve kültürleri buluşturan Galata Köprüsü ve tramvay beraberinde geleneksel sanatları olduğu gibi geleneksel semtleri de sindirip yutmuştur.

 

Not: Bu yazı daha önce Arka Kapak dergisinin 12. sayısında yayınlanmıştır.